ALPARSLAN TÜRKEŞ: ALLAHA, KURANA, VATANA, MİLLETE, BAYRAĞA,...
Emre Görmüş

Emre Görmüş

ALPARSLAN TÜRKEŞ: ALLAHA, KURANA, VATANA, MİLLETE, BAYRAĞA, DAVAYA, ÜLKÜYE ADANMIŞ BİR ÖMÜR

05 Nisan 2021 - 16:25

Milliyetçi hareketin lideri, Türk milliyetçiliğinin “kutup yıldızı”, büyük dava, siyaset, devlet adamı Alparslan Türkeş’in 80 yıllık ömrü çilelerle, mücadelelerle geçmiş,  hayatı boyunca Türkiye’nin birliğini, beraberliğini, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü savunmuştur.

Aziz Türk milletinin ve  devletinin ebed- müddet  yaşatılması uğruna çok büyük çileler çekti büyük mücadeleler verdi. Hem askerlik hem siyasi yaşamında hep;  Devlet-i Ebed Müddet ülküsüne sadık kalmıştır. Türkeş’e göre  “Devlet ebed müddet millet bizatihi kendisidir” Devlet-i  ebed müddet” düşüncesine sahipti. Fetih ruhuna, Çanakkale ruhuna, Kuvayı Milliye ruhuna sahipti. Bir dava ve ülkü insanı büyük lider  Alparslan Türkeş  güçlü bir karaktere sahip, Türkiye’nin milli çıkarlarını her şeyin üstünde tutan büyük bir siyaset ve  devlet adamıydı.

Türkeş tarihi tecrübesiyle, birikimiyle, devlet adamlığıyla   kamplaşmaya, cepheleşmeye, kutuplaşmaya, karşı çıkmış, ötekileştirici ve gerilimden, kaostan yana olan kirli politikaları şiddetle eleştirmiş, siyasi iktidarları uyarmış  demokrasiyi ve adaleti savunmuştur.

Milliyetçi hareketin lideri Alparslan Türkeş, birçok konuşmasında, “Türkiye’nin milli güvenliğinin şemsiyesi adalet ve demokrasi” demiştir. Adaletsizliklere, haksızlıklara, zulümlere karşı çıkmış, hak, hukuk, adalet ve demokrasi mücadelesi vermiştir.

Tek adamlığı, tek parti zihniyetini demokrasi için tehlike olarak görmüş ve asla tasvip etmemiştir. Antidemokratik yol ve yöntemlere, askeri vesayete, parti vesayetine, demokrasi dışı arayışlara, mafyaya, çetelere her daim karşı çıkmış, milletin ve demokrasinin yanında yer almıştır.

Türkeş, otokratik siyasete ve otoriter heveslere daima millet adına karşı çıkmış, demokratik, sivil siyaseti savunmuştur. Vesayetten ve güçten yana değil, milletten, haktan ve haklıdan yana taraf olmuş, hukukun üstünlüğünü savunmuştur.

Türkeş bir konuşmasında, “Demokrasilerde meşruiyetin kaynağı millettir. Hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkelerini korumadan demokrasiyi koruma ve geliştirmenin de imkânı yoktur.” demiştir.

TÜRKEŞ: “BİZİM MİLLİYETÇİLİĞİMİZ, DEMOKRATİK VE SİVİL MİLLİYETÇİLİKTİR”

Tavizsiz Türk milliyetçisi Türkeş, darbelere, cuntalara, kalkışmalara, muhtıralara her zaman karşı çıkmış, milli iradeyi ve demokrasi savunmuştur. 1944’lerde tek parti diktatörlüğünün, 12 Eylül’de Amerikancı dikta rejiminin baskılarına, zulümlerine maruz kalan Türkeş, her zaman hak, hukuk, adalet ve demokrasi demiştir.

Başbuğ Türkeş, 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 yılında iki askeri kalkışmada bulunan Talat Aydemir ve yandaşlarının darbe çalışmalarını şiddetle reddederken, 10 Nisan 1963’te Dikmen tepelerinde, Dikmen’deki taşocağında Talat Aydemir’in yüzüne “Her gün ihtilalcilik olmaz. Suriye’de olduğu gibi her gün darbe ve müdahale olmaz. Çare ve çözüm demokraside ve çok partili demokratik rejimdedir. Gittiğiniz yol bataklıktır. Darbeler asla çözüm değildir. Ülkenin hiçbir meselesini çözmez.” diyordu.

Türkeş, 57 yıl önce 1963 yılının Eylül ayında idamla yargılandığı Mamak Mahkemesi’nde, “En kötü demokrasi en iyi ihtilalden daha iyidir. Ben en kötü demokratik idareyi en iyi ihtilal idaresine tercih ederim.” demiştir. Alparslan Türkeş’in milliyetçilik anlayışının temelinde, Türk milletine ve değerlerine karşı beslenen derin hürmet ve sevgi yatmaktadır. Türkeş’in ortaya koyduğu Türk milliyetçiliği anlayışında, başka milletlere karşı kin ve nefrete, gareze, öfkeye yer yoktur; aksine kendi milletine duyulan derin sevgi esastır.

Milliyetçi hareketin lideri Başbuğ Türkeş; “Milliyetçiliğimiz, demokratik, sivil, kültürel milliyetçiliktir. Milliyetçiliğimiz milletten ve adaletten yana olmaktır. Savunduğumuz milliyetçilik, insan sevgisine dayanan, demokratik milliyetçiliktir. Demokratik milliyetçiliği reddeden her türlü sisteme karşıyız” demiştir. Türkeş, Türk milliyetçiliğinin kaynağını Türk-İslam ülküsünden aldığını söyleyerek yeni sömürgecilik olan küreselleşmeye ancak milli kimliğini koruyarak, sivil, demokratik bir milliyetçilikle cevap verileceğini söylemiştir.

Alparslan Türkeş, 12 Eylül 1980 darbe sonrası idamla yargılandığı “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar” davasında Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No’lu Askeri Mahkemesi Kıdemli Hakimliğine sunduğu savunmasında; “Milliyetçi hareket, siyasi hayatta her zaman ‘hak, hukuk, adalet’ demiştir. Milliyetçiliğimiz milletten ve adaletten yana olmaktır. Haksızlıklara, adaletsizliklere, yolsuzluklara daima karşı çıktık. Haksızlık ve adaletsizlik, zulüm demektir. Ülkeler küfür ile yıkılmaz ama zulüm ile yıkılır. Milletimizin hizmetinde olmaya daima gayret ettik.” demiştir.

Türkeş 12 Eylül darbesinde tutuklandıktan sonra 14 Ekim 1981 tarihli Mamak Mahkemesi’ndeki savunmasında, “Ben hayatım boyunca demokrasiyi savundum. Hukuku ve adaleti savundum.” demiş ve Milliyetçi hareketin gerçek demokrasiden ve hürriyetçi parlamenter rejimden yana olduğunu ifade etmiştir.

12 Eylül darbesi sonrasında 4 yıl 7 ay cezaevinde yatan, 9 Nisan 1985 yılında tahliye olan Başbuğ Türkeş, Mamak mahkemelerinde, cunta mahkemelerinde daima katılımcı demokrasiyi ve çok partili parlamenter sistemi savunmuş, “Türk Milliyetçileri çoğulcu demokrasiden, çok partili demokratik parlamenter sistemden yanadır” demiştir.
 
1944’TE SANSARYAN HAN’DA, 1980’DE MAMAK’TA

Alparslan Türkeş, her şartta, her daim Türk milliyetçiliği ülküsünü inançla, azimle, kararlılıkla savundu. 1944’lerde tabutluklara sokuldu, 1980’lerde Mamaklara hapsedildi, idamla yargılandı.

77 yıl önce tek parti diktatörlüğünde Sansaryan Han’da zulümlere maruz kaldı. 1500-2000 mumluk ampulleri tabutluklarda başına koydular. Hareketin lideri Türkeş, 44 hadiselerinden 36 yıl sonra Amerikancı Beşli Konsey tarafından yapılan milliyetçi hareket düşmanı 12 Eylül darbesinde, yine savunduğu fikirleri ve mücadelesinden dolayı hedef oldu.

12 Eylül 1980 öncesiydi. Zor ve fırtınalı yıllardı. Ülke kızıl tehdit altında, vatan tehlikedeydi. Türkiye, bölünmek ve parçalanmak isteniyordu. ABD yanlısı NATO’cu generaller, ihtilal şartlarını olgunlaştırmaya çalışıyordu. NATO merkezli Gladio, ülkemizi iç savaşa sürüklemek için Türkiye'nin dört bir yanında tertipler düzenliyordu. Buhranlı dönemlerden geçiyorduk.

'Söz konusu vatansa gerisi teferruat' diyen Ülkücüler, Başbuğ Alparslan Türkeş'in önderliğinde, her türlü emperyalizme ve yerli iş birlikçilerine karşı tarihi ve destansı bir kavganın içindeydi.

12 Eylül 1980 tarihinde de darbe yapıp, yönetime el koyanlar tarafından, hareketin lideri Başbuğumuz Alparslan Türkeş, MHP ve Ülkücü kuruluşların yöneticileri dâhil 50 binden fazla ülküdaşımız, gözaltına alındı. Binlerce Ülkücü, uydurulan senaryo, tertip, düzmece belge ve yalancı şahitlerle haksız yere suçlanarak, tutuklandı.

12 Eylül askeri müdahalesiyle, MHP ve Ülkücü kuruluşların lider kadroları başta olmak üzere on binlerce Ülkücü tutuklandı. C-5, Harbiye, Hasdal gibi askeriyeye ve emniyete ait olan viranelerde işkencelerden geçirildi.

Türk mahkemelerinde, Türk milliyetçileri yargılanmaya kalkışıldı. 12 Eylül 1980 sonrası açılan “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın” iddianamesini de askeri savcı, Ülkücü düşmanı Nurettin Soyer Genelkurmay Karargâhı’nda, ordu içindeki mezhepçi “Saltık Çalışma Grubu” ile birlikte hazırlamıştı. 29 Nisan 1981’de “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası” açıldı. Davanın savcısı, Ülkücü düşmanı Nurettin Soyer idi. 29 Nisan 1981 tarihinde 945 sayfalık bir iddianame ile başlayan davada, milliyetçi hareketin lideri Alparslan Türkeş ile birlikte 220 Ülkücünün idamı istendi.

Milliyetçi hareketin lideri Türkeş, bir ABD/NATO projesi olan 12 Eylül darbesine eğilmedi, küresel diktatör ABD’nin “Bizim Çocuklar” dediği “Beşli Çete’ye”, cuntanın mahkemelerinde meydan okudu, masa başında hazırlanan yalanlarla, iftiralarla dolu 945 sayfalık düzmece iddianameyi, Mamak mahkemelerinde suratlarına fırlattı.

Amerika'nın 'Bizim Çocuklar' dediği Beşli Konsey’in tutuklattığı bir numaralı isim, milliyetçi hareketin lideri Alparslan Türkeş’ti. 4 yıl 6 ay 25 gün tutuklu kaldı. Mahkemelerde ve mahpushanede bile dik durdu, eğilmedi. Zulme rıza göstermedi.


  TÜRKEŞ, FAŞİZME, NAZİZME HER TÜRLÜ OTORİTER VE TOTALİTER REJİMLERE KARŞI ÇIKMIŞ MÜCADELE ETMİŞTİR

Türkeş’e göre, Türk milliyetçiliği hareketi, hem Marksist sosyalizmi ve Liberal kapitalizmi, hem de ulusal sosyalizm ve faşizmi reddetmektedir. Türkeş, ayrıca hem baskıcı, totaliter ve faşist devletçiliğe, hem de putlaştırılmış Nazi ırkçılığına, Cermen nasyonalizmine karşı olduğunu her zaman belirtmiştir.

Türkeş, Faşizme, Nazizme ve her türlü gayrimilli ideolojilere karşı olan temel görüşlerini Meclis’te de sıklıkla vurgulamış, bu konuda fikirlerini şu sözlerle açıklamıştır:

“Kanunlarımıza göre, faşizm suçtur. Bu iddiayı ileri süren sayın sözcülerin, bu kitaplarımızdan bir tek satırı, şimdiye kadar yaptığımız konuşmalardan bir cümleyi, bir kelimeyi bu isnatlarına vesika, delil yapmaları icap eder. Kaldı ki, biz her zaman komünizme karşı olduğumuz kadar, faşizme de karşı olduğumuzu, faşizmin, Nazizmin de yabancı ülkelerin kendi şartlarından doğmuş sakat sistemler olduğunu, iflas etmiş sistemler olduğunu ifade ettik, bunlara karşı olduğumuzu belirttik; ama biz komünizme de karşıyız ve Türkiye’nin bir komünizm tehlikesiyle, bölünme tehlikesiyle, kardeşi kardeşe düşman ederek Türk milletinin birliğinin yıkılması, Türk vatanının parçalanması, Türk devletinin bölünmesi tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu inancı içinde ve bunu da komünizmin temsil ettiği, komünistlerin bu işin başında faaliyet gösterdikleri kanaatindeyiz. Milletimiz, devletimiz için bunu başta gelen tehlike olarak görmekteyiz.”

Türkeş bu konuda görüşlerini “Biz komünizme olduğu kadar, faşizme de karşıyız. Hiçbir zaman da faşist olmadık. Programımız, kitaplarımız hepsi meydandadır. Prensiplerimiz vesikalar halindedir. Faşist değiliz.” şeklinde ifade etmiş ve şunları söylemiştir:

“Türkçülük, milliyetçilik anlayışımız, manevi şuurlanmaya dayanır. Bu temel üzerinde Türklük şuuruna erişmiş, samimi olarak ‘Ben Türk’üm’ diyen herkes Türk’tür. Türkçülük ve Türk’ün tayininde, sapık ölçülere özellikle mezhepçiliğe, coğrafyacılığa, laboratuvar ırkçılığına inanmıyoruz. Başka milletleri küçük gören, dünya barışını tehlikeye koyan antropolojik ırkçılık, Türk milliyetçilik ülküsünün dışındadır.

Milliyetçiliğimizin temel kaynağı İslâm imanı, İslâm ahlâk ve fazileti ve Türklük şuurudur Milliyetçilik anlayışımız, maneviyatçı, akılcı, demokratik, çağdaş bir milliyetçiliktir. Nazist Hitler ırkçılığının, komünist ırkçılığının, her türlü antidemokratik, insan sevgisine dayanmayan emperyalist ırkçılığın karşısındayız.

 “Bizim milliyetçiliğimiz ırkçılığa karşıdır, ırkçı değiliz biz. Biz Elhamdülillah Müslümanız, kelime-i şehâdet getirip Müslüman olan herkesi din kardeşimiz olarak başımıza taç yaparız ve onları Türk milletinin evladı olarak görürüz ve ırkçılığı reddederiz. Irkçılık, İslâm’a aykırıdır ve çok sakat bir siyasi görüştür”

ANDIMIZI YASAKLAYANLARLA TÜRK MİLLİYETÇİLERİNE SALDIRANLAR AYNI KARANLIK ZİHNİYETTİR
Alparslan Türkeş, milletin inanç ve değerlerini savunan, Türk milliyetçiliğinin kuşatıcı, birleştirici ve bütünleştirici ruhunu konuşmalarında ve yazılarında ortaya koymuş ve inançla savunmuştur.

Alparslan Türkeş, Kur’an-ı Kerim perspektifinden İslam’la mecz olmuş Türk milliyetçiliğinin “ırkçılık” olmadığını, Türk milliyetçiliği ülküsüne düşman olanların ve etnik faşistlerle aynı kirli dili kullananların, küresel emperyalizme hizmet ettiklerini söylemiştir.

Andımızı kaldıran, “Türk’üm” diyemeyen kirli ve karanlık zihniyet ile “İstiklal Marşı”, “Türklük”, “Cumhuriyet” sevdalısı Alparslan Türkeş’e ve Cumhuriyeti kuran irade olan “Türk milliyetçiliğine” düşman olan zihniyet aynı melun zihniyettir.

Alparslan Türkeş’e “ırkçı” diyen etki ajanıdır, nüfuz casusudur, beşinci kol görevlisidir, yabancı istihbarat servislerinin elemanıdır, CIA devrimcisidir, derin sol mensubudur, devşirme dönmedir, kripto Ermeni’dir, kripto Yahudi’dir. Bölücüdür, Barzanici’dir, iç savaş tahrikçisidir. 

Toplumsal ayrışmayı körükleyen, iç barışı bozmayı hedefleyen kutuplaştırıcı, ötekileştirici, kirli ve karanlık siyaset, Türkeş’i ve Türk milliyetçiliğini hedef alan nefret dili (yazılar ve konuşmalar) tamamen maksatlı ve planlıdır.

20. yüzyılda yeni “mikro milliyetçilikler” belirdi. Ayrıştıran, bölen ve etnik köken siyaseti mikro milliyetçilik, etnik ayrımcılık, milli devlet düşmanlığıdır. Etnik ayrımcılık yapan zihniyet etnik-faşist bir karaktere bürünmüştür.  Etnik fetişizm, bir inanç körlüğü, ideolojik saplantı ve patolojik bir durumdur.

Mikro faşizm, en belirgin olarak kendini HDP/PKK ve İslamcı-Kürtçülerde kendini göstermektedir. Milliyetçiliğin etnik bir kökene dayandırılması olan etnik-milliyetçilik son tahlilde mikro faşizme dönüşmektedir. Etnikçiliği günümüzde canlandıranlar, ABD, AB, İsrail destekli bölücüler ve siyasal İslamcılar’dır. Hem HDP/PKK hem İslamcı Kürtçüler etno-faşistlerdir.

TÜRK MİLLİYETÇİLERİNE SALDIRANLAR GRAHAM FULLER’İN ÇOCUKLARI, ATLANTİK KONSEYİ’NİN TAŞERONLARIDIR, MAŞALARIDIR!

AKP hükümetinin “çözüm süreci” dediği PKK açılımının mimarı Washington’du. İlk açılımlar, ABD-İngiltere iş birliği ile hazırlandı ve planlandı. Bir CIA kuruluşu olan Atlantik Konseyi, “PKK açılımı, Kürt Açılımı” üzerine çalışıyor, raporlar hazırlayıp, toplantılar yapıyor. CIA “mikro milliyetçiliğe” destek veriyor etnik ayrımcılığı körüklüyor.

Peter Galbrait, Graham E. Fuller, Richard Perle, Morton Abramowitz, Henri Barkey, David Phillips gibi birçok CIA uzmanı ve eski diplomat, Türkiye üzerinde yaptıkları çalışmalarda PKK açılımına destek veriyor. “PKK’nın özerklik ve federasyon talepleri kabul edilmeli, Kürtçe resmi dil olarak kabul edilmeli, Kürtçe eğitim yapılmalı, PKK yasal parti olarak görülmeli, siyasi faaliyetlerine izin verilmeli, PKK lideri Abdullah Öcalan serbest bırakılmalı” diyenler, Türkiye’yi bölmek ve parçalamak, ülkeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik   çalışmalar yapmaktadır.

Türkeş’e ve Türk milliyetçiliğine saldıranlar; “Kürt raporu” hazırlayan, bölücülerin hamisi olan Graham Fuller’in, Paul Henze’nin, “Karanlıklar Prensi” Richard Perle’nin, CIA istasyon şeflerinin çocuklarıdır.  BOP’çuların, Atlantik Konseyi’nin maşaları, taşeronları, yerli işbirlikçileridir.  

Alparslan Türkeş gibi milletimizin derin sevgi ve saygı beslediği demokrat, engin hoşgörülü naif ve nezaket sahibi bir siyaset devlet adamına iftiralarda bulunmak itibar suikastlığıdır.

Bundan 24 yıl önce yüz binlerce insanın karlı bir Ankara gününde, tekbirlerle, dualarla, gözyaşlarıyla sevgi seli ile sonsuzluğun sahibine uğurladığı tarihi bir şahsiyetin, hayat ve dünya görüşü hakkında hilafı hakikat sözler sarf edilmesi, toplumsal barışa ve huzur ortamına yönelik bir provokasyondur.

Uzlaşmacı, birleştirici, bütünleştirici bir siyaset adamı olan Alparslan Türkeş, siyasi yaşamı boyunca her zaman eleştiriye açık olmuş, yapılan demokratik eleştirileri daima saygıyla karşılamıştır. Muarızları bile Türkeş’in saygın bir siyasetçi ve devlet adamı olduğunu her zaman ifade etmiştir. Türkeş yaşarken uğradığı haksızlıklara, kirli ve karanlık saldırılara, kara propagandalara karşı, siyasi seviyesini ve nezaketini korumuş özgül ağırlığını daima hissettirmiştir.  

ÜLKÜCÜYSEK, ÜLKÜCÜ HAREKETİN MENSUBUYSAK, TÜRKEŞ’İN TARİHİ ROLÜ BÜYÜKTÜR!

“Türk milliyetçisiyim, Ülkücüyüm” diyorsak, Ülkücü kimlik sahibiysek, Ülkücü hareket milletimize mâl olmuşsa, bunu, hareketin kurucusu Başbuğumuz Alparslan Türkeş’e borçluyuz.
12 Eylül darbesiyle Amerikancı, Kenanist rejim, rahmetli Başbuğumuz Alparslan başta olmak üzere on binlerce Ülkücüyü gözaltına aldı, işkence merkezlerinde işkencelerden geçirdi, zindanlara doldurdu, tabutluklara koydu, idam sehpalarına çıkardı.

Ülkücüler, Türkeş liderliğinde hayatın her alanında emperyalizme ve yerli uşaklarına karşı, tarihi milli direniş sergileyip milli duruş ortaya koymuşlardır. Ülkücüler, Türkiye’yi istikrarsızlığa sürükleyerek köleleştirmek isteyen, kara ve kızıl sömürgeciliğe ve onların yerli işbirlikçilerine vermiş oldukları o tarihi ve şerefli mücadelede binlerce mensubunu şehit vermiştir

Andımız olsun, ahdımız olsun ki, Türk milliyetçiliği ülküsünü savunmaya ve yolunda yürümeye azimle, inançla, kararlılıkla devam edeceğiz.  Başbuğ Alparslan Türkeş’i Hakk’a yürüyüşünün 24. Seneidevriyesinde rahmetle, minnetle, dualarla anıyoruz. Ruhu şad mekanı cennet olsun.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum