İstatistikler Mini Eteğe Benzer.!
Şükrü Ersoylu

Şükrü Ersoylu

İstatistikler Mini Eteğe Benzer.!

19 Nisan 2019 - 08:04

Ülkemizin çok partili siyasi hayata geçtiği 1946 yılından beri kısa süreli koalisyon dönemleri hariç bugün ki tanımlarıyla sosyal demokrat partilerin tek başına iktidar olduğu dönemler görülmemiştir.

 

Sosyal Demokrat partilerin bu anlamda istikrarlı bir çizgisinin olduğu bile söylenebilir.

 

Genel olarak ülkemizi yerli ve milli olduğunu iddia eden milliyetçi, muhafazakar , demokrat partiler yönetmiştir.

 

Hangi partilerin bu kimliklerine uyumlu bir yönetim anlayışı gösterdikleri de ayrıca tartışma konusudur.

 

Özellikle 1960 lı yılların 2. Yarısında ve 1990 lı yıllarda adalet partisi, 1980 li yıllarda Anavatan Partisi , 1970 ve 1990 lı yıllar da kısa sürelide olsa refah Partisi ve nihayet 2002 yılından itibaren de Ak Parti ülke yönetimine hükmettiler.

 

2002 yılına kadar bu kimlikleri taşıyan siyasi partiler Resmi ideolojinin muhafızları tarafından ya postal darbesi yada yargı darbesi ile görevlerinden uzaklaştırıldılar.

 

Bu nedenle temsil ettikleri ilkeler etrafında kurumsallaşma ve sürdürülebilir bir iktidar imkanına kavuşamadılar.

 

İlk defa bu imkanın Recep Tayyip ERDOĞAN liderliğinde pek çok darbe girişimini bertaraf eden 17 yıldır kesintisiz iktidar olan Ak Parti de olması beklenirdi.

 

Ak Parti 2002 yılında % 34,42 ile başladığı iktidar yolculuğuna zaman zaman istisna sonuçlar olsa da büyüdü gelişti hatta Recep Tayyip ERDOĞAN % 51,79 oy oranı ile -diğer partilerin bazılarının ittifakı veya bir kısmının kendi adayları olmasına rağmen girdiği seçimlerde - 2014 yılında cumhurbaşkanı seçilerek milletten teveccüh gördü.

 

Lakin 2014 yılından itibaren Recep Tayyip ERDOĞAN’ın güçlü karizmasına rağmen seçmenden “ders verme, cezalandırma “ gibi bir takım uyarı mesajları seçimlerde gelmeye başladı.

 

Nitekim 2014 seçimlerinde ve özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi sonrasında Ak Partinin güçlü olduğu illerde halk iradesi, ya yerelde güçlü siyasi aktörlerin olduğu partilere veya kendisiyle benzer siyasi özellikler gösteren MHP ye kaymaya başladı.

 

Bu durum 31 Mart 2019 seçimlerinde Amasya ,Kastamonu, Erzincan, Karaman, Çankırı, Bayburt gibi illerde belediyelerin Ak Partiden Mhp ye geçmesiyle, içerisinde Afyon’un da bulunduğu bazı iller de de oy kaybı olarak aşikar hale geldi.

 

Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN cumhuriyet tarihinin en fazla yatırımının yapılıp kalkınma hamlesinin yaşandığı ,ülkemizin küresel güçler tarafından preslendiği bu

dönemdeki destek azalmasını parti içerisindeki tevazu gayret ve samimiyet eksikliğine bağlayarak 31 mart yerel seçim sloganını tevazu ,samimiyet ve gayretle gönül belediyeciliği olarak belirledi.

 

Sonuç itibariyle Cumhur ittifakıyla girilen yerlerdeki kazanımlar, Tayyip Beyin bütün karizmasına ve sahadaki yüksek performansına rağmen, Ak Parti hanesine yazılarak, oy düşüşleri dikkatlerden kaçırılarak, elde edilen sayısal çokluklar, parti teşkilatlarında büyük coşkuya ve bayram havası oluşmasına sebep oldu.

 

Halbuki Sayısal çokluklara bakılarak oluşan bu coşku başta büyük şehirler olmak üzere yaşanan kayıpları izaha yetmiyor.

 

Sir ALEX FERGUSON: “Futbol istatistikleri mini eteğe benzer. Birçok şeyi gösterir ancak asıl merak edileni göstermez.” Der.

 

Ferguson’un bu sözünü siyaset bilimi içinde kullanmak sanıyorum yanlış olmaz.

 

Recep Tayyip ERDOĞAN bu durumu açıklarken “kendimizi yeteri kadar anlatamadık” diyor.

 

Haklıdır R.T. ERDOĞAN . Kendisinin gösterdiği performans gerçekten insanüstüdür. Fakat kendisini temsil eden yetkili organların bu konudaki performansı topluma ne kadar ve ne yönde etki etmiştir.

 

Araştırılması gereken konu budur.

 

Lakin Recep Tayyip ERDOĞAN eksik söylüyor.

 

Ak Parti kendisini yeteri kadar anlatamamanın yanı sıra toplumu yeteri kadar dinlemiş midir?

 

Erdoğan gitsin de Ülke ne olursa olsun anlayışındaki muhalefet partilerinin terör örgütleri sözcüleriyle iş tutacak kadar cüretkar davrandıkları görüldüğü halde, toplumun bu ittifaka güven duymadığı bilindiği halde, seçmen kitlesi ders verme ve cezalandırma konusunda neden bu kadar ısrarcı davranmıştır.

 

Asıl sorulması gereken soru budur.

 

Bu bir muhalefet başarısı mıdır?

 

Yoksa Abdurrahman DİLİPAK’a atfedilen “Ak Partinin en büyük rakibi parti içerisinde köşe kapmaca oynayan fırıldaklardır”

 

Yoksa Hayrettin KARAMAN’a atfedilen AK PARTİ’NİN OYLARI ÇALINDI!!! Başlıklı yazısında yer aldığı gibi;

“- Bakan olup, sadece kendi eşine dostuna “bakanlar” eleştirisiyle başlayıp

……….

“-İl İlçe teşkilatlarının, tek hedefi sonraki bir üst basamağa yükselmek olan koltuk sevdalısı aşağılık kompleksinde yerin dibine batan akp'liler, reisin ve AK PARTİNİN OYLARINI ÇALDILAR!!! Bizim değil, 65 yaşında durmadan dinlenmeden her yeri dolaşan Reis’in hakkı haram olsun size!” bedduasıyla biten duyguların toplumda ciddi bir karşılığımı vardır?

 

Yoksa muhafazakar kimliğin en önemli değerleri olan Adalet, ehliyet, liyakat ve bu değerlere karşı sadakat vb. yüce kavramlar Ankara da dayısı olanlar veya güç sahipleri tarafından satın mı alınmıştır?

 

Ak Parti yetkili organları bu sorulara sağlıklı, doğru ve gerçekçi cevaplar bulmadan ilerleyemezler.

 

İstatistikler asıl cevap bulunması gereken bu soruları perdeleyemezler.

 

Halbuki Ak Partiden beklenen “metal yorgunluğu” tespitine dayanan yenilenmeden daha çok kendisini var eden muhafazakar değerler etrafında kurumsallaşmaktır.

 

Çünkü dünyadaki ağırlık ve güç merkezleri yeniden şekillenirken, Ak Partinin temsil ettiği siyasal anlayışın sürdürülebilir iktidarına her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.

 

Tedbir alınmazsa Ak Parti için Tayyib bey ve sonrası olarak yeni bir sınıflandırılma yapılması ihtimali uzak bir ihtimal değildir.

 

Görelim Mevla neyler neylerse güzel eyler…

11/04/2018

Şükrü ERSOYLU

YORUMLAR

  • 0 Yorum