zekiye doğan

zekiye doğan

AH KEŞKE

25 Ekim 2019 - 02:57

Çocuk yetiştirmek o kadarda kolay değil, evde okulda ve toplumda kişiliğini karakterini attığı adımları sağlam atmasını sağlamak, meslek sahibi yapmak, ev önüne durmasını öğretmek, öğrettiklerini uygulamasını sağlamak kolay iş değil vesselam.



Kapitalist düzenin bize verdiklerini, bizden alıp götürdüklerini elimizi yüreğimize koyup düşünmemiz gerekiyor… Komsumun evi villası var benimde olsun. Lüks arabası var benimde olsun. Evi kalite cihazlarla dolu benimde olsun. Ailesi çocukları markalı giysi giyiniyor benim de olsun.


Maalesef lüks düşkünü ve nefsimizin kölesi olduk. Hiçbir şeye kanaat etmez olduk. Olsun olsun da, ayaklarını yorganına göre uzatmasını bileceksin dışarıya çıkarsa üşür. Üşüdüğümüzü belirli bir zaman sonra bir gün göreceğiz. Zaman geçtikten sonra öğrendiğimizde çok geç kalmış olacağız.


Maddeye düşkünlüğümüz bizi ailemizden, komşularımızdan ve çevremizden uzaklaştıracak… Hem ailemizde hem çevremizde birbirimize yabancı olacağız. Hatta birbirimize çoktan yabancılaştık, ama bunu görmeye cesaretimiz yok. Belki de görüyoruz, ama kabul etmekte kabullenmekte zorluk çekiyoruz. Atalarımız bize: “Zararın neresinden dönersen kar.” diye öğüt veriyordu.



Oturup düşünelim o zaman sorun nerede? Vicdanımızı yüreğimizi sorgulamaya neden cesaret edemiyoruz? Şapkamızı önümüze alıp kendimizi sorgulamaktan neden korkuyoruz? İsteklerimiz rüyalarımız ve hayallerimiz her şeyin lüksü bizim olsun da neden niçin kimler için? Çocuklarımızı markalı giysiler pahalı oyuncaklar gezileri ve turlarla susturalım gerisi kendiliğinden hallolur dersek yanlışın nerede olduğunun farkında nasıl varacağız acaba?

 

Çocuklarımızı şımartarak ilgimizi anne baba sevgisini verdiğimizi sanıyoruz, ama yanılıyoruz. Bu dünyada hiçbir şey kendiliğinden düzelmiyor ve değişmiyor. Tertemiz beyinlerin geleceğini hiç düşünmeden hesaplamadan yaptığımız yanlışların ceremesini ileride çekmeye hazır mıyız?

 

Sevgi vermek yerine maddiyatla sevgisini satın aldığımız yavrulardan yıllar sonra şikayet ediyoruz neden?

Yüreğimizin derinliklerine inip kendimizi sorguladığımızda asıl gerçeği orada göreceğiz. Çocuklara her istediğini alırsak, hoşumuza gitmeyen komşuları taciz etmeyi öğretirsek onlar büyüdüğünde, vatana bayrağa devlete millete kendilerine iyilik dürüstlük beklemeye hakkımız var mı?

 

Görüp beğenmediğimiz ön yargıyla hor gördüğümüz en kötü insan kanısına vardığımız o kişinin yüreğinin derinliğine indiğimizde ufacık da olsa bir güzellik bir gizem yakalamak mümkün. Bizim için önem arz eden o güzelliği o gizemi yakalayıp gerçek hayata uygulamaktır…

 

Evet, şu an ki nesilden ben dahil olmak üzere hepimiz şikayetçiyiz, ama bir yerlerde yanlış yaptığımızı da kabullenmek zorundayız. Çünkü maddiyatla sevgisini satın aldığımız yavrularımızı, maddiyat kölesi yaptık. Hayatımızı idame etmek için ekmek aslanın ağzında görmemiz gerekmiyor mu?

 

Lüksü mükemmelliğe endekslediğimiz evlatlarımız belirli yaşa gelince onları yaşadığımız sorunlarda suçlarız. Kapitalist düzenin bize getirdiği lüksün mükemmelliğin, aile bağlarımızı, insana saygıyı, büyüklere hürmeti, asırlar boyu süregelen örf ve adetimizi kaybetme anına gelmedik mi?

 

Yaşamış olduğum bu sağlık sorunlarımdan sonra bana verilen ikinci yaşama şansından sonra mutluğun mükemmelliğin ufacık şeylerde saklı olduğunu öğrendim. Mazeretin insanlarda kaçış yolu olduğunu ölüm olmadığı sürece insanoğlu sabır ettiği sürece hayatında başaramayacağı hiçbir şeyin olmadığını öğrendim. Mükemmelliğin birlik olmaktan geçtiğini, beraberliğin ön yargısız insanları kabullenmekte gizli olduğunu, öğrenmekte öğretmekte çok geç kaldığımızı gördüm...

 

Her insanın kendine göre bir kişiliği karakteri ve yaşam felsefesi vardır. Kendi işimizi kendimiz görüp başkalarının bize vereceği ya da öğreteceği şeylerin uygun olmayabileceğini bilmek zorundayız. Başkalarının vereceği her hangi bir konum, bizim yaşamımıza, bizim kişiliğimize, bizim hayat felsefemize yanlış gelebileceğini bilmekle mükellefiz. Emin olmadığımız hayalin, rüyanın peşinden koşmanın açacağı zararı iyi hesaplamalıyız. Kendimizle çevremizle barışık yaşamayı öğrenelim gelecek nesillere de öğretelim…

 

Hani: “Zararın neresinden dönersen kardır.” Diyorlar ya… Elimizi vicdanımıza yüreğimize koyup neslimizi devam ettirecek yavrularımızı ve etrafımızdaki genç nesli beklentisiz oldukları gibi kabul edelim. Karşılık beklemeden onlara dinleyen kulak olalım. Negatif birikintilerimizden ders alarak onlara yol gösterelim. Hataları ne olursa olsun yüreğimizdeki sevgilerinin hiçbir zaman eksilmeyeceğini söyleyelim. Sorunlarında daima yanlarında olacağımızı, sözde değil özde onlara hissettirelim. Hayatta örnek bir yaşam sürdürmeleri için dünü unutmamalarını, bugünü insan gibi yaşamalarını, yarınlarını hazırlanmalarını sağlayalım. Dünyada hiçbir ferdin yaptığı iş ona altın tepside sunulmadı… Sunulmuyor… Sunulmayacak.

 

Dolayısıyla öyleyse daracık bir beyinle dar bir dünyada yaşamak, yaşatmak mı? Ya da yaşamında ufku açık nesiller yetiştirip gelecekte adımlarını çok sağlam adımlamalarını sağlamak mı? Hayat pozitiflerle ve negatiflerle dolu, insanı insan yapan, kişiliğini oluşturan, benliğini geliştiren, sağlam adımlarla ileriye götürecek olan geçmişimizdeki negatiflerdir. “Ah keşke” demek yerine “iyi ki bu negatifleri yaşadım”

 

demeliyiz. Çünkü yaşamımızdaki yaşadığımız negatifler geleceğimizde bizim azığımız olacak. Doğruyu, iyiyi, güzeli ve mükemmeli seçme şansımız olacak. Analarımızdan öğrendiğimiz ninnilerle büyüttüğümüz yavrularımızı, ağzını açmış canavar misali koca dünyanın boşluğuna mı bırakacağız? Yaşadığımız olumsuzlukları bıraktığımız yerden tekrar elimize alarak çareler mi arayacağız? Hani: “Ya ninniye razı olacaksın ya kışkışa.” Diyorlar ya… Boşu boşuna zaman geçirmeden ya öğreneceğiz öğreteceğiz ya da bir ömür boyu keşkelerle yaşayacağız ve yaşatacağız… Keşkeler yaşatmayın…

Keşkelerle yaşamayın…

YORUMLAR

  • 0 Yorum