Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Bilim İletişimi Koordinatörlüğünce, Yükseköğretim Kurulunun koordinasyonunda yürütülen “Filistin’e Bilim ile Destek: Gazze Üniversiteleri ile Dayanışma Programı” kapsamında “Gazze’de Soykırımın Gölgesinde Eğitim” başlıklı bir söyleşi düzenlendi.M. Rıza Çerçel Kültür ve Sanat Merkezi Konferans Salonunda gerçekleştirilen etkinliğe AKÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Şuayıp Özdemir ve Prof. Dr. Murat Peker, Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Zorluer, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) Dekanı Prof. Dr. Gökhan Demirtaş, Bolvadin Uygulamalı Bilimler Fakültesi Dekanı ve İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Fişne’nin yanı sıra akademik ve idari personel ile çok sayıda vatandaş katıldı.Söyleşi, AKÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şuayıp Özdemir’in moderatörlüğünde gerçekleşti. Programda Prof. Dr. Mustafa Fişne, İİBF Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Basma Almisshal ile AKÜ öğrencileri Lama Younes ve Abdurrahman Ebu Nada, Gazze’deki eğitim sürecine ilişkin görüşlerini paylaştı.“Eğitim sistemini yok etmeye çalışan bir tablo”Gazze’deki öğrenci ve bilim insanlarının yaşadığı zorlukları anlatan video gösteriminin ardından söyleşinin açış konuşmasını yapan Özdemir, internet haberlerinden edindiği bilgiye göre Gazze’deki öğretmenlere “görevlerinizin başına dönün” çağrısı yapıldığını, 19 Eylül 2026 cumartesi günü ise yeni eğitim-öğretim döneminin başlayacağını hatırlattı.İsrail’in ABD desteğiyle sürdürdüğü saldırıların devam ettiğini belirten Özdemir, 7 Ekim’den bu yana 70 binden fazla Gazzelinin hayatını kaybettiğini, kayıplar arasında çok sayıda öğrenci ve öğretmenin yer aldığını söyledi.Eğitim sisteminin ülkelerin geleceği anlamına geldiğini vurgulayan Özdemir, Gazze’de geleceğin teminatı olan çocukların, öğretmenlerin, okulların ve derslerin hedef alındığını ifade etti.Yaşananların görülmesi ve dile getirilmesi gerektiğine dikkat çeken Özdemir, Filistinli halka güç yettiğince destek olunması gerektiğini kaydetti.Filistin ile Türkiye arasındaki tarihi ve gönül bağına da değinen Özdemir, iki halk arasında sarsılmaz bir bağ bulunduğunu söyledi.İsrail’in bölgedeki politikalarını değerlendiren Özdemir, yayılmacı bir politika izlenildiğini, son dönemde Suriye’ye ilişkin açıklamalarda Türkiye’nin de hedef gösterildiğini sözlerine ekledi.Özdemir, Gazze ve Batı Şeria’da işgalin sürdüğünü belirterek, “zalimin karşısında, mazlumun yanında” bir duruş sergilenmesi gerektiğini vurguladı.“Öğrencilerin azmi umut veriyor”“Gazze Soykırımının Eğitim Alanına Yansımaları” başlıklı sunum gerçekleştiren Bolvadin Uygulamalı Bilimler Fakültesi Dekanı, İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Fişne, Gazze’de yaşananların eğitim sistemi üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Gazze’de yaşananların karamsar bir tablo ortaya koyduğunu ifade eden Fişne, öğrencilerin azim ve duruşlarının ise umut verdiğini belirterek, “Bugün burada anlatacağımız soykırım gerçeği ne kadar karamsar bir tablo çizse de oradaki insanların azmi ve duruşu bir o kadar umut verici bir rol oynuyor” diye konuştu.Fişne, “Gazze soykırımına hepimiz şahit olduk. 7 Ekim 2023’te başlayan ve yakında üçüncü yılını dolduracak olan bu süreç, her ne kadar ateşkes dönemlerinde sakinleşmiş gibi görünse de saldırılarla devam ediyor” ifadelerini kullandı.Sürecin ağır sonuçlar doğurduğunu dile getiren Fişne, “73 bin civarında şehidin verildiği, çok daha fazla yaralının olduğu; altyapının ve çevrenin büyük hasar gördüğü ağır bir katliam sürecinden geçiyoruz.Özellikle uluslararası hukukta ve siyaset sahnesinde ‘soykırım’ olarak nitelendirilen bir saldırıyla karşı karşıyayız” dedi.“Dini ve kültürel arka plan”Gazze’de yaşananların dini, kültürel ve siyasi arka planı olduğunu kaydeden Fişne şunları söyledi:“Bazı dini ve kültürel yaklaşımların saldırganlıktan besleniyor.Bazı istisnalar dışında, Yahudi teolojisinden ve kültüründen beslenen; kendilerini ‘seçilmiş ırk’ veya ‘seçilmiş ümmet’, diğer insanları ise onlara hizmet etmekle mükellef varlıklar olarak gören bir zihniyet, bu saldırganlığı sürekli olarak besliyor.Bu üstenci bakış açısı, çevrelerindeki topluluklara karşı girişilen şiddet eylemlerini kendi içlerinde çok kolay meşrulaştırmalarına yol açıyor.Bu noktada, çağdaş İngiliz-Yahudi medeniyetinin dünya üzerinde kurduğu hegemonyayı sağlayan en önemli araçlardan biri olan kavramlaştırma gücüne değinmek gerekiyor.”Konuşmasında “Antisemitizm” kavramına da değinen Fişne, “Bu süreçte kendi lehlerine kullandıkları en önemli kavramlardan biri ‘antisemitizm’dir.Bugün Batı dünyasındaki entelektüeller ve akademisyenler dâhil birçok kişi, İsrail’i eleştirdiğinde hemen ‘antisemitizm’ damgası vurularak susturulmaya çalışılmaktadır” diye konuştu.“Siyasal arka plan ve ‘haydut devlet’”Konuşmasında yaşanılanların siyasal arka planına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Fişne, “Siyasal arka plana baktığımızda ise karşımıza Siyonizm ideolojisi çıkıyor” dedi.Fişne, Siyonizm ideolojisine ilişkin değerlendirmesinde, “II. Dünya Savaşı dönemindeki faşist ideolojilere benzer şekilde, ‘üstün ırk’ anlayışını benimseyerek diğer toplulukları ötekileştiren bu yapı, İsrail’in kuruluş sürecindeki temel motivasyon kaynağıdır” ifadelerini kullandı.Uluslararası hukuk literatüründeki “Haydut Devlet” kavramına da değinen Fişne, “Bir diğer boyut ise uluslararası hukuk literatüründe tanımlanan ‘Haydut Devlet’ (Rogue State) niteliğidir.Kural tanımayan, hukuku hiçe sayan ve hesap vermeyen bu devlet anlayışı; ne yazık ki Amerika Birleşik Devletleri’nin koşulsuz desteği, Batılı hükümetlerin ikiyüzlü tutumu, uluslararası örgütlerin (BM, İİT vb.) etkisizliği ve Arap yönetimlerinin duyarsızlığı ile daha da cesaretlendirilmektedir” diye konuştu.İlk Siyonist kongreye ilişkin bilgiler veren Fişne, “Hatırlatmak gerekirse ilk Siyonist kongrede ‘Topraksız bir halk için, halksız bir toprak’ sloganıyla yola çıkılmış ve Filistin toprakları sanki insansız, boş bir araziymiş gibi dünya kamuoyuna sunulmuştur” dedi.Fişne, “Bu algı yönetimiyle, dünyanın dört bir yanından Yahudiler bu bölgeye yerleştirilerek işgalin temelleri atılmıştır” ifadelerini kullandı.“Eğitime vurulan darbe”Gazze’deki saldırıların eğitim sistemine etkilerine ilişkin güncel verilere de değinen Fişne, verileri Anadolu Ajansının haberlerinden derlediğini belirterek, “Anadolu Ajansının haberlerinden derlediğim güncel verilere göre, bu saldırıların eğitim sistemine verdiği tahribat korkunç boyutlardadır” dedi.Fişne, Gazze’de son üç yılda 20 binden fazla öğrencinin şehit edildiğini belirterek, “5 binden fazla öğretmen ve 769 idari personel hayatını kaybetmiştir.Yaklaşık 20 bin öğrenci bölgeden ayrılarak yurt dışına ya da farklı sığınma alanlarına gitmek zorunda bırakılmıştır.Eğitim altyapısının büyük bir kısmı yıkılmış, 165’ten fazla okul ve üniversite tamamen yerle bir edilmiştir. Ayakta kalan okul binaları ve üniversite kampüsleri, evsiz kalan insanlar için barınma merkezlerine dönüştürülmüştür” diye konuştu.Öğrencilerden Gazze’deki yaşama dair tanıklıklarFilistinli AKÜ öğrencisi Lama Younes, Gazze’deki günlük yaşam, eğitim koşulları ve savaşın bölge halkı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.Söyleşide yöneltilen soruları yanıtlayan Filistinli öğrenci Abdurrahman Ebu Nada, Gazze’nin kuzeyindeki Cibaliye Kampında yaşadıklarını, 2024 yılında evlerinin bombalanmasının ardından ailesinin güneye göç ederek Refah’ta bir çadıra yerleştiğini anlattı.Lise öğrenimine devam eden kardeşinin ders çalışırken çadırı delip geçen bir şarapnelin önüne düştüğünü aktaran Ebu Nada, “hayat orada işte bu şekilde ilerliyor” dedi.Aileyle iletişimini genellikle WhatsApp üzerinden sürdürdüğünü belirten Ebu Nada, savaşın ilk üç ayında ailesinden hiç haber alamadığını, bu dönemde Ramallah’taki bir arkadaşı aracılığıyla annesinin sesini duyabildiğini, iki telefonun yan yana konularak seslerin birleştirildiğini söyledi.Bölgede internet firmalarının bulunduğunu ancak hizmetin önemli ölçüde pahalılaştığını ve her yere ulaşmadığını dile getiren Ebu Nada, malların İsrail kontrolünden geçtiğini, fiyatların yüksekliği nedeniyle halkın hayatta kalmasının tamamen dış yardımlara bağlı hale geldiğini kaydetti.Çadırların önündeki küçük alanlarda biber, domates gibi ürünler yetiştirilmeye çalışıldığını ancak sistemli tarım ya da hayvancılığın kalmadığını sözlerine ekledi. 2018 yılında yaşadığı bir saldırıda bacaklarından üç mermi yiyerek gazi olduğunu ve nörolojik hasar taşıdığını belirten Ebu Nada, tedavi ve eğitim amacıyla Türkiye’ye geldiğini, ülkesine donanımlı dönmek istediğini anlattı.Ebu Nada, ailesini Türkiye’ye getirmek istediğini ancak Gazze’den çıkışın mümkün olmadığını ifade etti.“Eğitim, Filistinliler için bir can yeleği”Filistin’de eğitimin taşıdığı anlama değinen İİBF Dr. Öğretim Üyesi Basma Almisshal, eğitimin her toplum için önemli olduğunu ancak Filistinliler açısından akademik bir süreçten öte tam anlamıyla bir “can yeleği” niteliği taşıdığını söyledi.Filistin topraklarının İsrail devleti kurulmadan önce “halksız, boş bir toprak” olarak Batı’ya sunulduğunu belirten Almisshal, buna karşın Filistinlilerin var olduğunu ve seslerini duyurmak istediklerini kaydetti.Sürgüne rağmen bir tohum gibi yeniden filizlendiklerini ifade eden Almisshal, bugün Türkiye, Avrupa, Amerika ve Latin Amerika’da çok sayıda Filistinli öğrenci bulunduğunu, gidilen her yere vatanın da taşındığını sözlerine ekledi.Gazzeli öğrencilerin evlerini, aile üyelerini ya da yakınlarını kaybetmenin verdiği ağır travmaya rağmen eğitimlerini sürdürmeye çalıştığını anlatan Almisshal, bunu Arapça’da direniş anlamına gelen “sumud” kavramıyla açıkladı.Soykırımın yalnızca can kaybıyla sınırlı olmadığını, hayatın bütünüyle hedef alındığını belirten Almisshal, su ve elektrik altyapısının vurulduğunu, bölgedeki internet altyapısının ancak 2G seviyesinde kaldığını, üniversite sınavına giren bir akrabasının bağlantı bulabilmek için sokak ortasında oturmak zorunda kaldığını aktardı.Kendi ailesinin öyküsünü de paylaşan Almisshal, kökenlerinin Gazze’nin kuzeyindeki Akdeniz kenti Askalan’a (Aşkelon) dayandığını, 1948’de yaşanan sürgün ve katliamın ardından büyüklerinin gemilerle Mısır sınırındaki mülteci kamplarına yerleştirildiğini anlattı.İlkokul mezunu dedesi ve hiç okumamış babaannesine rağmen babasının profesör olduğunu belirten Almisshal, ikinci neslin insanın donanımından daha kıymetli bir şey olmadığını kavradığını, bu yaklaşımın yalnızca kendi ailesine değil tüm Gazzeli ailelere özgü olduğunu, kız-erkek ayrımı yapılmaksızın çocukların eğitimine büyük önem verildiğini söyledi.İyi eğitim almış Filistinli gençlerin davalarını dünyaya doğrudan anlatabildiğini, bunun son yıllarda Amerika’daki saygın üniversitelerdeki gösterilere de yansıdığını belirten Almisshal, İsrail’in güçlü bir propaganda mekanizmasına sahip olduğunu ve gerçekleri çarpıtma konusunda yetenekli olduğunu savundu.Eğitimsiz kalınsaydı bu hikayenin dünyaya anlatılamayacağını ifade eden Almisshal, eğitimin yalnızca fiziksel bir okul binasından ibaret olmadığını, zihniyet, akıl ve bilinç inşası anlamına geldiğini de sözlerine ekledi.Söyleşi, soru-cevap bölümünün ardından AKÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şuayıp Özdemir’in konuşmacılara katılım belgesi takdim etmesiyle sona erdi.
Genel
16 Eylül 2026 - 17:30
AKÜ'de "Gazze'de Soykırımın Gölgesinde Eğitim" Söyleşisi Düzenlendi
Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Bilim İletişimi Koordinatörlüğünce, Yükseköğretim Kurulunun koordinasyonunda yürütülen “Filistin’e Bilim ile Destek: Gazze Üniversiteleri ile Dayanışma Programı” kapsamında “Gazze’de Soykırımın Gölgesinde Eğitim” başlıklı bir söyleşi düzenlendi.
Genel
16 Eylül 2026 - 17:30
İlginizi Çekebilir








