Bizler sahip olduğumuz ufacık şeylerle bile mutlu olmayı başaran insanlarken, şu anda abartı peşinde koşan doyumsuz insanlar olduk.
Maneviyatı olan şeylerin ya da pahada ucuz şeylerin neredeyse hiçbir önemi kalmadı ve arabanın, telefonun, kıyafetin, ev eşyalarının en iyilerine layık olduğumuzu düşünür olduk. Kalitenin kendilerini tatmin etmesini bekleyen mutsuz insan toplulukları var artık her yerde…
Eskiden bir tane ayakkabımız olsun yeterdi. Şimdi her kombin için ayrı ayakkabı olacak hatta onlar da en kalitelisinden olacak çünkü biz kaliteye(?) layığız. Arabamız olsun ayağımızı yerden kessin yeter derdik ama şimdi lüks olacak hatta ‘’Ahmet X marka almış, bizim neyimiz eksik daha iyisini almalıyız’’ oldu olay. Telefonu eski diye kalabalık yerlerde cebinden çıkarmayanlar var! İki göz oda da yetmiyor artık, illa ebeveyn banyolu 4+1 olacak. Ha bir de yazlık ev olacak tabi ki…
Anne babalık da buna dâhil. Eskiden ‘’sağlıklı olsun, vatanına milletine hayırlı bir evlat olsun yeter’’ derken artık evleneceği kişiyi bile neredeyse genetiğini inceleyerek seçmek isteyen insanlar var. En zeki, en başaralı çocuğa sahip olacağını, çocuklarının en tepeye ulaşması gerektiğini düşünen ebeveynler…
O kadar içselleştirmişiz ki maddiyatçılığı; çocuklarımızın başarısını, geleceğini maddi imkânlarla şekillendirmekten başka bir seçenek düşünmez olmuşuz. Tüm dallarda başarılı olsun, ufacıkken dil eğitimine başlasın (bir de değil birkaç dil), özel dersler, kurslar, özel okullar… Çocuk, çocuk olmaktan öte ‘’EN İYİSİ BENİM ÇOCUĞUM OLMALI’’ düşüncesinin bir ürünü olma yolunda heba olmaya başladı.
Kendi ilgilerini, hobilerini, yeteneklerini keşfedemeyen çocuklar yetişmeye başladı. Tek hedef iyi bir diploma hedefi oldu -ki bu da çocuğun değil ebeveynlerin hedefi-. Eğitim sistemimize de baktığımızda önemli olan tek şey; ana derslerdeki başarı, o derslerde kurs açılıp açılmadığı, o derslerin istatistiki başarı grafikleri oldu. Resim, müzik, beden eğitimi gibi yetenek ve sanat dersleri gereksiz görülerek ders saatleri azaltılmaya başlandı. Çocuk, veli tarafından beden eğitimi dersine eşofmansız, müzik dersine flütsüz, resim dersine boyasız gönderiliyor ama diğer ders notları iyi diye öğretmenlere zorla bu derslerinin notlarının da iyi olması gerektiği diretiliyor. Derse hazırlıklı gelenlerle bu şekilde gelenler arasında bir fark olmadıkça herkes tarafından aynı özensizlik gösterilmeye başlanıyor. Her çocuk sayısalda, sözelde iyi olacak değil. Bırakın sanata, spora yönelen çocuklarınız da olsun. En azından hangi dalda yeteneği olduğunu bilsin çocuk.
Milyonlarca çocuk var. Hepsi en iyisi olamayacağı için birçoğu kendini tanımayan, neler yapabileceğini, neler başarabileceğini bilmeyen gençler olarak topluma karışıyor. Vasıfsızlık arttı, mutsuzluk arttı, tatminsizlik arttı.
En güzel araba bende, en klas ev bende, en kaliteli kıyafetleri ben giyerim der gibi ‘’en başarılı çocuk bende’’ deme isteğinden vazgeçin. Çocuklarınızı, parasını basıp tüm imkânları önüne serip de istediğiniz kalıplara sokmaya çalışmayın. Bırakın çocuklarınız mutlu olacakları şeyleri yapsınlar.
Ha illa ‘’EN’’ diye başlayan bir cümle kurmak isterseniz de ‘’EN MUTLU ÇOCUK benim çocuğum’’ dersiniz…
Özgen Caner ÖZ
ozgencaneroz@hotmail.com "Dinar Gündem"
Maneviyatı olan şeylerin ya da pahada ucuz şeylerin neredeyse hiçbir önemi kalmadı ve arabanın, telefonun, kıyafetin, ev eşyalarının en iyilerine layık olduğumuzu düşünür olduk. Kalitenin kendilerini tatmin etmesini bekleyen mutsuz insan toplulukları var artık her yerde…
Eskiden bir tane ayakkabımız olsun yeterdi. Şimdi her kombin için ayrı ayakkabı olacak hatta onlar da en kalitelisinden olacak çünkü biz kaliteye(?) layığız. Arabamız olsun ayağımızı yerden kessin yeter derdik ama şimdi lüks olacak hatta ‘’Ahmet X marka almış, bizim neyimiz eksik daha iyisini almalıyız’’ oldu olay. Telefonu eski diye kalabalık yerlerde cebinden çıkarmayanlar var! İki göz oda da yetmiyor artık, illa ebeveyn banyolu 4+1 olacak. Ha bir de yazlık ev olacak tabi ki…
Anne babalık da buna dâhil. Eskiden ‘’sağlıklı olsun, vatanına milletine hayırlı bir evlat olsun yeter’’ derken artık evleneceği kişiyi bile neredeyse genetiğini inceleyerek seçmek isteyen insanlar var. En zeki, en başaralı çocuğa sahip olacağını, çocuklarının en tepeye ulaşması gerektiğini düşünen ebeveynler…
O kadar içselleştirmişiz ki maddiyatçılığı; çocuklarımızın başarısını, geleceğini maddi imkânlarla şekillendirmekten başka bir seçenek düşünmez olmuşuz. Tüm dallarda başarılı olsun, ufacıkken dil eğitimine başlasın (bir de değil birkaç dil), özel dersler, kurslar, özel okullar… Çocuk, çocuk olmaktan öte ‘’EN İYİSİ BENİM ÇOCUĞUM OLMALI’’ düşüncesinin bir ürünü olma yolunda heba olmaya başladı.
Kendi ilgilerini, hobilerini, yeteneklerini keşfedemeyen çocuklar yetişmeye başladı. Tek hedef iyi bir diploma hedefi oldu -ki bu da çocuğun değil ebeveynlerin hedefi-. Eğitim sistemimize de baktığımızda önemli olan tek şey; ana derslerdeki başarı, o derslerde kurs açılıp açılmadığı, o derslerin istatistiki başarı grafikleri oldu. Resim, müzik, beden eğitimi gibi yetenek ve sanat dersleri gereksiz görülerek ders saatleri azaltılmaya başlandı. Çocuk, veli tarafından beden eğitimi dersine eşofmansız, müzik dersine flütsüz, resim dersine boyasız gönderiliyor ama diğer ders notları iyi diye öğretmenlere zorla bu derslerinin notlarının da iyi olması gerektiği diretiliyor. Derse hazırlıklı gelenlerle bu şekilde gelenler arasında bir fark olmadıkça herkes tarafından aynı özensizlik gösterilmeye başlanıyor. Her çocuk sayısalda, sözelde iyi olacak değil. Bırakın sanata, spora yönelen çocuklarınız da olsun. En azından hangi dalda yeteneği olduğunu bilsin çocuk.
Milyonlarca çocuk var. Hepsi en iyisi olamayacağı için birçoğu kendini tanımayan, neler yapabileceğini, neler başarabileceğini bilmeyen gençler olarak topluma karışıyor. Vasıfsızlık arttı, mutsuzluk arttı, tatminsizlik arttı.
En güzel araba bende, en klas ev bende, en kaliteli kıyafetleri ben giyerim der gibi ‘’en başarılı çocuk bende’’ deme isteğinden vazgeçin. Çocuklarınızı, parasını basıp tüm imkânları önüne serip de istediğiniz kalıplara sokmaya çalışmayın. Bırakın çocuklarınız mutlu olacakları şeyleri yapsınlar.
Ha illa ‘’EN’’ diye başlayan bir cümle kurmak isterseniz de ‘’EN MUTLU ÇOCUK benim çocuğum’’ dersiniz…
Özgen Caner ÖZ
ozgencaneroz@hotmail.com "Dinar Gündem"


